Pazartesi Şarkısı

Eskiden 18-20 yaşlarımdayken, güzel bir müzik keşfedince, bana hissettirdiklerine göre bazı sahneler hayal ederdim. Aklımın içinde bu şarkılara klip çekerdim. Bunları bazen yazardım, bazen birilerine dinletip gözünde ne canlandığını sorardım. Sonra nasıl olduysa oldu işte, o duygumu kaybettim. Belki şarkı dinlemedim, belki de uzunca bir süre hislerime dokunacak her şeyden kaçındım. Geçmişte yazdıklarıma bile dönüp bakamadım. Kırılgan olmaktan korktum, duygusal olmaktan utandım. Sert durayım derken, kaya oldum. Gerçekçi olayım derken, hayal kurmayı unuttum. Büyüdüm ya filan diye düşünürken; galiba ben olayı çok yanlış anladım. Kendimden yeni biri çıktı; fakat bu kişiyle anlaşamadım.
Geçen sene Ludovico Einaudi’yi keşfedince, eski günlerdeki hislerim kıpırdar gibi oldu. Varlığını bile unuttuğum bir his. Nasıl anlatılır bilmiyorum, başka bir yazıda da bahsetmiştim sanırım. Düşünerek değil de yalnız duyular aracılığı ile var olduğumu hissetmek. Sanırım mutluluğu tarif etmeye çalıştığım yazılardan biri:) Avatar’ın kuyruğu ile ağaca bağlandığı an gibi. Adamın her bestesi ayrı bir ağaç gibi bir hikaye anlatıyor. Paylaştığım “Monday” içlerinde beni en derinden sarsanı. En sevdiğim değil aslında sadece en sarsıcı olanı. Nedenini bilmiyorum. Bu dünyada ne kadar yalnız olduğunu, ama gerçekten kendinden başka kimseye tutunamayacağını yüzüne vuruyor gibi. Çıplaklığın ayıp değil, doğal olduğunu, ayaklarının toprağa değmesi gerektiğini ve yağmuru hissetmen gerektiğini söylüyor. Doğum ve ölüm çok basit bir hal alıyor bazen. Şimdi ne yapıyorsun diye soruyor. Şimdi sen hayatınla ne yapıyorsun?
Düşünüyorum. Ben hayatımla ne yapıyorum.
Reklamlar

2 thoughts on “Pazartesi Şarkısı

  1. Merhaba,
    bu yazıyı görmüş olmak, diğer yazılara da hızlıca bakıp daha geniş bir zamanda okumak (bir süre önce Chios, Faidra, Pyrgi, sokaklar, mola verip birşeyler yemek fakat mandalina suyu yerine fresh chios beer içmek … aşağı yukarı aynı şekilde görmüş olmakta etkilemiştir mutlaka) gerekliliği yada isteği; tesadüf mü dedim! belki , belki değil. Kelimeler, bir süredir, biraraya getiremediğim kadar kanatlanmış uçuyor sanki içeride biryerlerde. Sanki bu biraz şuna benziyor; bir sabah asansörde rastlarsın ve günaydın, bir başka sabah yine günaydın, bir başka sabah ve yine günaydın. Bir sonra ki sabah ve sonra ki sabah ve sonra ki …. rastlayamazsın. Günaydına, nasılsın, nasılsına ise günaydın, nasılsın, bir kahve içip biraz konuşalım diye soramazsın çünkü göremezsin ve kafanda uçuşan kelimeler gibi toparlayamasın (bunları kendime diyorum tabi ki) .
    Güzel yazı, güzel müzik ve diğer yazıları da okuduktan sonra da birşey karalamak isterim, olursa?
    Bahri Demirel

  2. Ludovico Eunaudi’yi bilmiyordum, Intouchables’ı izleyene dek. Bu filmi çok seviyorum ve soundtrack listesinde ki bestesi ‘Fly’.

    Yine birkaç ay önce duyduğum,belki biliyorsunuz, Yiruma bestesi de Cuma Şarkısı olsun;

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s