Mışı Mışı Ağacının Dalında

Bu blog ile ilk defa karşılaşan ve öylesine başlıklara bakan biri kafayı mutlulukla bozmuş biri olduğumu düşünecektir. Nispeten doğru :) Fakat henüz çözebilmiş değilim. Aksine bu konu üzerinde kendimi sıktıkça, okudukça, kuyruğunun mutluluk olduğunu zanneden ve onu asla yakalayamayan kedi gibi dönüp duruyorum. Belki de bu değildir. Belki mutlu olmamız bile gerekmiyordur.

Ekşi sözlükte bir hayırsever mutluluğun formülünü çıkarmış. Yazıya buradan ulaşabilirsiniz. Sabit mutluluk teorisini özetleyecek olursak, bilindiği gibi beklentiler arttıkça mutlu olmak zorlaşır. Ayrıca beklentilerin değişmesinin mutlulukta meydana getirdiği değişim ile yaşanmışlıkların değişmesinin beklentilerde meydana getirdiği değişiklik birbirlerine zıt, fakat büyüklük olarak orantılıdır. Bu durumda mutluluk vizyondan bağımsızdır; kim olursak olalım (en zengin, en başarılı vs.) mutluluk miktarımızın değişmeyeceğini gösterir.

Hımm. O zaman çok zengin olmak, çok güzel olmak, çok başarılı olmak mutluluk miktarımızı etkileyen bir etmen değilse, küçüklüğümüzden beri, okul veya sosyal ortamların da yardımıyla, başka bir şeye yönlendirilmemiş olan bizler tam olarak ne olmak için çalışacağız?

Keşke bu dönemde yarı tanrılar filan olsaydı. Deseydi ki “evlat bıdı bıdı dağının tepesinde bir mışı mışı ağacı var. Git o ağacın dalından sallanarak dünyaya ters bak, işte o zaman kadim mutluluk tanrıçası (nedense kadın) seni bulacak.” Eminim ulaşmak daha kolay olurdu. En azından hangi yoldan gideceğini ve kimlerle savaşacağını bilirdin.

İnsanın kendi içine yaptığı yolculuk en zoru. Bir ortaokul çocuğu kadar acımasız olabiliyorum kendime. Aslında bir düzen oluşturmak önemli, rutinlerimi seviyorum. Planlı olarak rutinden çıkmayı da seviyorum. Kimse inanmıyor ama çalışmayı da seviyorum. Bir çok sebebi var. Ama derindeki sebebi, yapmaktan korktuğum şeylerden beni alıkoyması ve bahane olması. Hem iyi hem de kötü şeyler için. Sonra bir bakıyorum zaman geçmiş ve artık o şeylerin bir önemi kalmamış. Mesela yurt dışına gitmekten de alıkoyuyor ama iyi bir bahane olduğu için üzülmüyorum. Esasında gideceğime inanmıyorum. Ama kimseye evde candy crush oynamam lazım şimdi bir yere çıkamam diyemem.🙄 Durdukça duruyor, çalıştıkça parlıyor insan. (Bir kedi atasözü)

Peki bize öğretildiği kadarıyla mutlu olmak için ne yapıyoruz? Aslında bunun için instagram hikayelerine bakabilirsin. Eğer bir hafta sonu evdeysen ve kendine acımak istiyorsan kesinlikle tavsiye ederim.👌🏻Her ne kadar kendinle barışık ol, iç huzur arayışında ol bir şekilde kaçırdıkların için perişan olmanı sağlayabilirler.

Esas sorun tatmin sanırım. Bazen öyle doyumsuz olabiliyorum ki. Yaptığım dondurma tercihinden bile pişmanlık duyuyorum.😒 Sürekli almamış, yapmamış olduklarımı düşünmekten öyle enerji harcıyorum ki kilo veriyor olabilirim. Hop fayda çıkardım. Ama olmuyor. Sadece burnum seğirmeye başlıyor.

Aslında yoga ve meditasyon bu anları baya kolaylaştırıyordu. Zihnimi yavaşlatabiliyor, nefesimi kontrol edebiliyordum. Ve sanırım ne yapıyorsam en iyisinin o olduğuna dair inancım vardı. Veya neredeysem o an olabilecek en iyi yer orasıydı. Ne istediğim, ne istemediğim daha berraktı. Şimdi zihnim yine çorbaya döndü. İnsanın ruh hali bütün vücuduna yansıyor. Şu an biri beni görse boynumu öne doğru ne kadar bükebildiğimi ve kamburumu nasıl da çıkarabildiği görüp etkilenirdi.😌

Sonuç olarak yazıyı baştan okuyunca; more yoga & less insta💩

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s