Mutlu Olmanın 5 Temel… Şaka Şaka

867b0f29412079.55f19771208e2

Hayattan nasıl bir beklentim var allah aşkına? Bu kadar heyecanla olmasını umduklarım neler? Gerçekleşmedikçe karalar bağladıklarım neredeler?

Yine sorularla karşınızdayım sevgili okur. Minicik hayatlarımızda önemli olan nedir? Yaptığımız her şey ne içindir?

Mutluluk mu?

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var ise; mutlu olmak için beklentiyi sıfıra indirmek ve kendinden sadece kendinin sorumlu olduğunu bilmek gibi duruyor. Kimse seni mutlu etmek zorunda değil, kimse senin için üzülmek veya hayatını güzelleştirmek için çaba göstermek zorunda da değil. Burada yetkili sensin. Ağladığın, üzüldüğün her an, sen izin verdiğin için var. Kuşkucu tarafım içimden konuşmaya başlıyor pek tabi. Tamam belki dermansız dertler olabilir, bazı şeylere maruz kalabiliriz. Yine de onları nasıl algıladığımız, ne derece izin verdiğimiz önemli değil mi? Ne demek istediğimi anladınız bence.

Mutluluk dedik; lakin bu uğurda yaptıklarımız, yaşadığımız hayat tarzı, bizi mutluluktan oldukça uzağa götürüyor. Kapitalizm hoppadanak sıkıştırıveriyor insanı. Para çok garip. Her zaman daha fazlasına ihtiyaç duyduğumuz ve yalandan edindiğimiz ulvi amaçlarımızın swarovskili kılıfı.

Üzerine bin kere yazılmış monoton hayatlarımızı yazmayayım. Orta halli fukaralar olarak, iş hayatının %85’ini kapsadığı, garip bir yaşam şeklimiz var. İşi seviyor olmak bile, kendi irademiz dışında, belirlenen sürece dahil olmamız aslında. Baya bir yalanın içindeyiz. Sen de matrix, ben diyeyim bok çukuru. Ama yine de güzel tabi kuşlar filan.

Eskiden yaşadığım o his, bazen saniyenin onda biri filan anımsatıyor kendini. Hani bir an olur, bahar gelmiş, ıhlamur kokuyor, yalnızsın, her şeyi yapacak gücün var, hafif rüzgarlı, bir yolda yürüyorsun, sanki film karesi. Yarın da güzel şeyler olacak gibi bir inanç içinde. “Hayat güzel lan, hiçbir şey tesadüf değil. Aman allahım bu dünyaya gelişimin bir amacı olmalı. Ben aslında aşırı mühim bir insan olmalıyım…” şeklinde giderek yükselen bir manyaklıkla karışık, umut bulutu.

Sonrasında “kim seslendiriyor len senin iç sesini” diye sormak istiyorum kendime.

Tuhaf.

2012’den beri bu duyguyu kaybettim. Ne zaman geri gelmeye yeltense, oyun salonlarında, kafasını oradan buradan çıkaran kurbağanın akıbetini paylaşıyor bu hisler. Belki gördükçe dünyanın pisliğini, kırk gün çamaşır suyuyla çitilesem temizlenmeyeceğini ve değiştirecek gücüm olmadığını anladıkça, bir tık sönüyor gözlerdeki ışık.

Mutluluk diyorduk. Tesadüf eseri başımıza gelmesi beklenen, müthiş olaylar silsilesi gerçekleşmiyor sevgili okur. Bu filmler nereden esinleniyor da böyle şeyler öğretiyor bize bilmiyorum. Hani bir sakarlık yaparsın, aman efendim hayatının aşkı kafana düşer, yerde İspanya bileti bulursun filan. Harekete geçmek gerekiyor. O noktada belli oluyor? Gerçekten istiyor musun? Maruz kaldıklarını bir kenara koy, müdahale edecek cesaretin var mı? Evet akışına bırakalım da, çok da salmamak lazım belki. Harekete geçmen gereken bazı somut noktalar var. Örneğin yurtdışına çıkmak istiyorsan, pasaport almak zorundasın. Akışında giderken kimse “al canım bende fazla varmış biraz da sen kullan” demiyor.

O zaman önce ne istediğimize karar veriyoruz, net oluyoruz. Sonra buna ulaşmak için ne yapabileceğimize bakıyoruz. Bakmakla da kalmıyoruz. Başvurdum gitti.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s